27 Mayıs 2009 Çarşamba

'MARX'IN DÖNÜŞÜ'nün keyfini yaşıyorum...







Dostlar tiyatrosu- Genco Erkal'ın yönetip oynadığı 'Marx'ın dönüşü'' tiyatro oyununu izlemenin mutluluğu içerisinde bir yazı döşüyorum size.Genco Erkal'ın muhteşem oyunu sayesinde hayatımın en güzel saatlerinden birini yaşadım.Oyun tek perde olup 1 saat 20 dk. sürüyor ve Genco Erkal'ın neden duayen olduğunu anlıyorsunuz.

Oyun süper,oyunculuk süper,şöyle bi güzel silkelenmenizi sağlayan konu süper.

Ayrıntılı bilgi için tıklayınız efenim.
www.dostlartiyatrosu.com

'Efes pilsen'ne de desteğinden dolayı bir teşekkür.

Aşağıda yazacaklarım konusunda girizgah yapmam gerekirse sığ bir koçişkom yoktur lakin yaptığı bu seçimle amerikan sit-comlarındaki şişko-göbekli-bira içen ve beyzbol izleyen bir tip imajı çizdiğini söyleyebilirim.

Sevgili koçişkom ,Barcelona - Manchester Utd Final Maçını izlemek için gelmediği 'Marx'ın dönüşü' nün pişmanlığı içinde yanıp kavrula dursun siz siz olun bu oyunu ve Genco Erkal'ı sahnede görmenin tüm keyfini yaşayın.

Not: koçişkom dostlar tiyatrosunu sabahtan beri arıyor.Bir daha ne zaman Bursaya gelecek diye.
İkinci teklifi ise İzmit'teki oyuna gidelim mi?O daha tırmalaya dursun...

12 Mayıs 2009 Salı

KAHVALTI =MUTLULUK=MUHTAR'IN YERİ




Kahvaltı ve mutluluk ikilisini bu hafta sonu 'muhtar'ın yerinde' gercekleştirdik.Mekanın resmi adresini aşağıda yayınlayacağım ama size kısa bir tarif yapayım.İnegöl'e doğru yola cıkıyorsunuz,Turanköy'ü geçtikten sonra sağa doğru bakınmaya başlıyorsunuz,köylülerinde meyve sattıkları yerlerden-Şükraniye Köyü tabelasından içeri girip dümdüz ilerlediğinizde yol sizi Muhtarın Yeri-Kazancı Köftecisine cıkarıyor.Kahvaltıda ki favorim menemen.Oraya gittiğiniz de menemenini-sucuklu yumurtasını-gözlemesini öğleden sonrası içinde kazancı köftesini yemenizi tavsiye ederim.Özellikle porsiyonlar fazla olduğundan iki kişinin bir kahvaltı almasını söyleyebilirim çünki herseyi fazla fazla getiriyorlar.Köyden asağı doğru indiğinizde doğanın içerisinde gizlenmiş olan bu yeri İnegöllüler biz Bursalılardan önce keşfetmişler, villalarını kondurmuşlar.Kısacası inegöl sosyetesinin mekanı olan bu yeşillikler arasında suni bir göl de bulunmakta.Özellikle yazın gidilmeliki suyun şırıltısı eşliğinde uzun uzun bahçe keyfi yapılabilsin.
Fiyat konusuna gelirsek ...4 kişi gittik.iki kahvaltı istedik.3 gözleme,1 sucuklu yumurta,1 menemen ve insan evladının içemeyeceği kadar çay içtik.40 ytl fiyat verdik.Kısacası hizmet, doğa,mekan ve fiyatlar hersey super...
Unutmadan pazar günleri kalabalık olduğundan işi sağlama almanız için yer ayırttın.


Muhtarın Yeri


Adres : Eski İnegöl - Bursa yolu üzeri (Kazancı) Şükraniye Köyü / BURSA
Telefonlar : 0224 386 12 00




:
URL : http://www.muhtarinyeri.com.tr

MATRAK ÇANTALAR



www.bagladies.com.au

Avusturalya da üretilen oldukça matrak olan bu çantalara bayıldım.Orjinal fikirlere sonuna kadar destek vermekle kalmayıp bunların yaygınlaşması için de var güçüyle çalışan memleketim insanı nın bu konuya da el atacağına eminim.Her eve bir Louis Vuitton sloganıyla çalışan çakma piyasamızın alternatiflerini ve hayal gücünü merak ediyorum.

ANNEM demek..

Annem demek: '' Öpülünce geçen yaralar ''demek...

anneler gününe itafen değildir.
Kişisel tarihlerim dışında ki hiç bir genel günleri sevmeyenlerdenim.

18 Nisan 2009 Cumartesi

MEKANIM DATÇA OLSUN


eski datça-can yücel'inde evinin bulunduğu yer





Koçişkom bana 'Mekanım Datça olsunç 1' Can Yücel'in şiir kitabını hediye almış.
Alışkanlıktan mı? yoksa güneşi sevmemizden dolayı mı? ikilemini cevap yazdır bizim tatil zamanımız.
Neyse bendeniz tatil planlarına başlamış olmakla beraber hayatımın bu anlamda en keyfli kısmını yaşıyorum.
Tatile gitmekten daha zevklidir bu tatil planı seromonisi benim evrenimde.

Neyse esas amacım Can Yücel'den yaza-datçaya merhaba demek.Can yücel'in datça da yazdığı şiirlerden oluşan bu kitapta sevgili eşi Güler Yücel'inde harika resimlerini bulabilirsiniz.
Can yücel sayesinde keşfettim seni datça ...

YAZ GELDİ

Dutlar düşüyor pıtır pıtır
Metmet tpoçu'nun traktör gökgürültüsüyle
Yaz geldi paldır küldür
Yunus Emre indi
Suya havaya toprağa
Kulak'ın köpeği demokrat
Yol üstüne yatmış soluyor
Işık değişti
Işığın yolları değişti
Gölgeler ışığa çaldı
İçinde sarmanlar dolaşıyor
Böyle bir akşamüstü
Hiç ölmek istemezdim

Can Yücel

CANIIM CUMARTESİ..

''Cumartesi günleri bünyeye pazar gibi sıkıntı vermez,içi karartmaz,pazar akşamının ağlama etkisinin yerini şaraplı bir akşam yemeğine bıkarır ''diye düşünen canlılardandım bu cumartesine kadar.Bu cumartesi yapacaklarım o kadar çoktu ki şu arkadaşımı arayayım ,yok onu değil ötekini berisini derken, buraya gideyim,yok yok orayı görmedim buraya diye artılı- eksili,çarpmalı-bölmeli düşünce akışları beynim içerisinde birbirlerine çarparak dolaşıyorken cumartesi sabahı uyanışımla beraber beynimin kendisini resetlediğini farkettim.Sabah uyanışıma gelirsek,rüyamda kanser olduğumu görmemle ve işin kötüsü rüyayı hatırlamamla güne merhabayı birazcık asık suratlı söyledim.Sigarayı bırakmam lazımı sigara içerken düşünen birisi olarak rüyamın o okadar etkilemeside ayrı mevzu tabiiki.İşin ilginçi rüyamda kanser olduğumu görüp tebessüm ediyorum ve aklıma annem geliyor.Eee tabiiki bile bile lades kıvamında yaşamanın etkileri bilincin diplerin cıkıveriyor rüyada zort diye.Kısacası sabahtan beri mutfaktaki sandalye tepesinde pinekliyorum.Bişeyler yapayım derken hiç bir halt yapmadan canıım güneşli bir cumartesi gününü heba ettim.Hala da ediyorum...

4 Nisan 2009 Cumartesi

BAŞKALARININ HAYATI



Kendinize bir iyilik yapmak isterseniz eğer bu filmi mutlaka izleyin.
The Lives Or Other (Başkalarının Hayatı)

Film 1984 yılında Doğu Berlinde başlar.Berlin duvarının yıkılması ve 1991 yılına kadar ki bir süreci insani duygularla,farklı bakış açılarıyla,içinizde bir değil çok yerleri acıtıp,düşündürüp,mutlu edip ve bir sürü duygu aynı anda barındırabileceğiniz harika bir film.Filmin en büyük artısı müziklerine ruhunuzu okşuyor.
Film de Yüzbaşı 'Gerd Wiesler’roluyle gönlünüzde yer tutacak olan 'Ulrich Muehe'  2007 yılında mide kanseri yüzünden yaşama veda etti.
Harika bir cumartesi akşamı için önerilerden bir demet okudunuz.

22 Mart 2009 Pazar

SALAH BİRSEL - 'Senin kocan suratı çirkin bir adam'








BULUT GEÇTİ

Sen şimdi kocanın evinde oturuyorsun
Ve artık saçların eskisi gibi değil
Geceleri yemekten sonra
Çorap söküğü dikersin
Belki de ellerin soğan kokar

Senin kocan suratı çirkin bir adam
Ağzı açık uyur
Ve senin vücudun bozulur çoçuk doğurdukça

Salah Birsel

Lafı çok uzatmayacağım sadece Salah Birsel yukarıdaki şiiri yazdığı için evlilik kurumunu aşağılama,genç kızlara kötü yol gösterme,evlilik kurumundan insanları soğutma,kadınların sürtük olmasını vb. cümleleri teşvik ettiği gerekçesi ile hakkında bir çok dava açıldı.Bir çok edebiyatçı onun aleyhinde yazılar yazdı.Hapis istemiyle yargılandı.Hepsinden galip çıktı.

Salah Birsel bugün 90 yaşında.İyi ki yılmadın ve yazdın.
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN ŞAİR SALAH BİRSEL

"Vurmayın güvercinleri uçarken,....

Uçarken, şairleri vuruyorsunuz."

Salah Birsel

YİNE YENİ YENİDEN DİYETTEYİM.

'Senin diyete girmenden bize ne derseniz' eğere istinaden ben iç disiplini sıfırın altı eksiklerde bir insanım.Size bunu söylemem sadece kendim için oluyor yani.
Sağlıklı beslenme kisvesi altında yine diyetteyim.Bu nedenle bu akşam evdeki tüm çikolatları yiyorum.Zaten tüm haftasonu da Haşim ustalarda,eve pizza servislerinde,donutlar yiyerek geçirip klasik bir türküm insanı olarak diyete hazır konuma geldim.İlk etapta bu hafta sonu aldığım kiloları vereceğim gözümün önüne gelmesiyle içimdeki pişmanlık eşliğinde son bailesy'imi içiyorum.

Herkese duyurulur,power plate eşliğinde diyetteyim.Ama yarın...(ooof yine pazartesi)

BENİM CANIM SELÜLİTLERİM

Orhan Veli'ye itafen; Hiç bir şeyen çekmedim şu selülitlerimden çektiğim kadar.

Ah benim canım selülitlerim sizi bünyemden atmak için girmediğim makina(popo ve baldır bölgeme bağlanmadık elektrot kalmadı),baldırlarıma sürülmedik krem(tüm marka selülit kremleri,özel yosun masajlarıyla mıncıklandım),enjekte edilmeyen ilaç(lipoliz:sayesinde popo altı- baldırım iğnelerden dolayı morardı.) kalmadı.Herkes terk eder bir gün ama siz beni hiç bırakmadınız.Selülit ile ilgili popüler ne varsa bir kobay misali hepsini bünyeye soktum.Valla hiç biri hiç bir işede yaramadı.Ama yılmadım cilt için gittiğim Prof. bir cildiyeciye de bu konuyu açtım ve tek dediği bunların hepsi pazarlama,para tuzağı.Yapılan hersey yapıldığı anlarda iyi gibi gelir bıraktıktan sonra yine eski haline döner deyip, en etkili olan selülit tedavisini açıkladı.Tek yapmamız gereken kalın bir vücut fırçası almak.(body shopta var) Zeytinyağını da sorunlu bölgeye sürüp kan dolaşımının tersi yönde 15 dk. fırçalamakmış.Ondan sonrada duşta bir sıcak bir soğuk olarak suyu o bölgeye doğru tutmak.Birde bol bol yürü dedi.Hepsi bu kadar.
Tabiki bu beni tatmin etmedi dünya kadar para akıtmadan hiç bir şey geçmemeli.
Para verince umut bağlamak daha bir keyifli oluyor.

Bu arada tüm bu aşamlarda ne kolamdan , ne kahvemden, ne çayımdam hiç bir zamanda vazgeçmedim:)

Yeni gözdem Power plate.Bu sefer selülit için değil ama iyi gelirse duble kaymaklı ekmek kadayıfı olur .Benim gibi tembel olup spor yapmak isteyenler için,görücez.Haftada 3 günden 10 dk.cık.Yarın başlıyorum,izlenimlerimi yazarım.

11 Mart 2009 Çarşamba

ZUHAL OLCAY'LA AŞK'IN HALLERİ



Bir kadeh şarap eşliğinde kendinizi aşk'ın hallerine bırakın.
O zaten sizi istediğiniz yere götürecek.

5 Mart 2009 Perşembe

BU NASIL BİR SEY ?



Ne yapmaya çalıştıklarına anlam verdiğim bir aile Zeynep Tokuş ve kocası Alp Nurhoğlu

YIL 2009


Bir varmış bir yokmuş Zeynep Tokuş diye bir hanım kız! varmış.Bu bir gün İran da dizi çekimleri için giydiği çarşafı o kadar sevmiş o kadar sevmiş ki hiç çıkartası gelmemiş.İran'danki kadınların bıktığı ama hanım kızımızın kendini çok rahat hissettiği kara çarşafına daha bir sarılmış kameraları görünce.Ama çarşafa sadece sarılıp kameralara bakmakla olmaz bir-iki özlü sözde söylemek lazım diye düşünmüş.Kara çarşafıyla arz-ı endam etmiş İran sokaklarında kamera eşliğinde.

Ama bu masal daha devam eder de eder...


YIL 2007

Bir gün bir doktor varmış.Çok ünlü bir jinekologmuş.Ama 'kelin melhemi olsa başına sürer ' diyerek
tutmuş hocanın yolunu.Karısı hamileymiş o da doktormuş ama ' bu konu anlatılırken ben okulda yoktum' diye düşünerek tutmuş hocanın yolunu..


Bir yol tutturulmuş gider de gider...



Alp Nuhoğlu, bebeğinin iyileşmesinde Fethullah Hoca'nın katkısı olabileceğini belirterek "Bir iş için Amerika'ya New York'a gitmiştik. Orada yanımda İhsan Kalkavan da vardı. 'Buraya kadar gelmişiz hadi kalk Fethullah Hoca'nın yanına gidelim' dedi. Gittik, yemek yedik beni baş köşeye oturttular. Adam çok özel bir adam. Kendi duasının yazdığı bir altın vardı. 'Bunu al oğluna tak. Merak etme iyi olacak'dedi. Millet hocayı görmek için iki-üç ay sıra bekliyormuş.

Geldikten sonra bir baktım ki bebeğim iyileşmiş. Meme emmiş. Zeynep süt vermiş. O sütü rahatlıkla yutmuş. Acayip etkilendim. Hocaya ulaşmak kolay olmadığından yardımcılarıyla görüştüm. Bebeğin sağlığının yerinde olduğunu her şeyin yolunda olduğunu söyleyip teşekkür ettim.. Şimdi maşallah çok iyi bebeğim..."dedi.


TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR mi desek,ne desek ?

ben bilemedim desek.


DUYGU ASENA,8 MART VE BEN



Duygu Asena ile tanışmamız 89-90 yıllara dayanıyor.Duygu Asena yeri geldi ailemden biri oldu,yeri geldi yol göstericim yeri geldi yada gelmedi çok sey oldu hayatımda ki sonuçta bugünkü ben gercekten 'ben' olabildim.Türkiyede ki bir çok kadın gibi...

8 Mart Dünya Kadınlar Günü denilince ilk aklıma gelen ve keşke şimdi burada olsa kimbilir neler neler yazardı dediğim kişidir Duygu Asena.


Duygu Asena'nın Vatan gazetesinde yazdığı 8 MART yazısından alıntı,

Kadınlar bugüne dek çok sıkıntı çekti. Ve onları kurtarmak için pek kimse ortaya çıkmadı. Ne dünyayı kurtarmayı kendine misyon edinmiş erkekler topluluğundan, ne kadın olmayı ayrıcalık sanan ve kendini üstün gören birkaç kadından, ne de belirli yerlere gelmiş ve gerçekten kadınlar için bir şeyler yapabilecek kapasitedeki kadınlardan bir hayır geldi kadınlara.


  • Sonunda kadınlar kendileri anladılar durumlarını, kendileri fark ettiler yapılan haksızlıkları ve uyanmaya başladılar. Bizim ülkemizdekiler, henüz uyanışlarının, "gerinme" noktasında bile olsalar, birden zıplayıp, ayağa fırlayıverecekler.

    Türkiye'de yasalar, gelenekler, şeriat, kadını hep ikinci sınıf, yardıma muhtaç insan konumunda yaşattı.

  • Ama inandığım gibi, kadınlar hızla uyanıyor, kendilerini hep uyanık zanneden ve bu yüzden hep ortada olan, dolayısıyla yorulmuş erkeklerden çok daha dingin, atak, dinamik ve hevesliler.

    Yakın gelecekte artık kadınlara haksızlık yapılabileceğine inanmıyorum. Ve kabuğundan yeni çıkmış, koşmak, üretmek, doyasıya çalışmak heveslisi bu kadınlar, dünyayı yeniden yapılandıracak, canlandıracak gibi geliyor bana.

    Milliyet, 8 Mart 1997


  • Yakın zamanda kaybettiğimiz Türkel Minibaşı da anmadan geçemeyeceğim.
    İyiki böyle kadınların yaşadığı dönemi onlarla birlikte paylaştım.

    Türkel Minibaş 'Duygu Asena'yı anlatıyor:
    "Duygu 80'lerin karanlığına karşı duruşun simgesiydi. 'Kadının Adı Yok'la kadın ezilmişliğine karşı çıkarken, baskı ve şiddeti toplumsallaştıran tüm zihniyetlere de karşı duruyordu. Özellikle de 12 Eylül rejiminin travmasından kurtulmaya çalıştığımız; en doğal hak ve özgürlüklerin bile lütuf gibi sunulduğu o günlerde."

    NUR İÇİNDE YATIN...


    BEN kısmına gelirsem;

    8 mart kadınlar günü için bir akşam yemeği organizasyonuna arkadaşım tarafından davet edildim.Kimler gelecek kısmını telefon trafiği ile gercekleştirdikten sonra 2009 yılındaki üniversite mezunu,çalışan kadın profilinden seçmeler;

    -Kadınlar gününe gelebilmek için kocasından/sevgilisinden izin alanlar,
    -Yemeğe gidebilmek için kocalarına/sevgililerine sadece kadınların olduğu bir ortam olduğunu vurgulayanlar,
    -Kocalarının/sevgililerin gidilecek mekanı bilmediğinden dolayı yine-gene izin alamayanlar,
    -Dışarıya sadece eşi ile beraber cıktıklarına dair kuralları olanlar,

    vb.bir sürü yalanlar,bahaneler...

    Kısacası yemeğe kimlerin gittiği değil kadınların niye gidemediğinin tek cevabı

    'Kadınlar , kendi yalanlarına kendileri inanıyor.'

    3 Mart 2009 Salı

    KAÇASIM VAR BURALARDAN...




    Yukarıdaki resimler Alaçatı Sailors Otel -Bahçe'ye aittir.

    Dışarıda yağmur, camın kenarında bir ben.
    İşte çalışırken böyle yağmurlu-kapalı havalarda evde olmak,kahvemi elime alıp camın kenarına kurularak dergileri karıştırmayı hayal ederdim.Tabiiki evin içi sıcacık ,kahvenin yanında da güzel bir kurabiye ile süslerdim hayalimi.Efenim, yağmur yağıyor şartlar da hazır ama benim aklım güneşli günlere gitti.Alaçatı-Datça karışımı düşüverdi aklıma.Alaçatı'ya da Sailors otelde kalmak için giderim desem yalan olmaz.Size şöyle anlatayım 'zengin bir babanneniz var ve onun evinin bahçesinde kahvaltı ediyorsunuz,kalıyorsunuz' hissi yaşatan bir yer.
    Ya bir şeyleri özledim ya da bir şeylerden sıkıldım ki kaçasım var buralardan.





    26 Şubat 2009 Perşembe

    HANIM KIZ! 'EBRU ŞALLI '

    Okan Bayülgen'nin NTV'de yayınlanan ' Sade Vatandaş' programını izlerken bu yazıyı yazmaya karar verdim.Bunu tetikleyen faktör Nev-i şahsına münhasır! kişilik Ebru Şallı'yı yine-gene ekranlarda görmemdi. Piyasada olan Pilates Dvd'sinin ilerleyen günlerde Advance! hatta doğrusunu yazayım edvınsını cıkartmayı düşünüyormuş.Yaptığı diğer şeyler gibi anlam veremediğim gereksiz kelimelerden biri.Bu hanım kızın! bir türlü ne yaptığını ya da ne yapmaya çalıştığını anlayamadım.Anlamak için de çaba sarfettiğimi söyleyemeyeceğim.
    Hanım kızımız! Türkiye de ilkleri gerçekleştirdiği söylerken buna örnek olarak çok zayıf ve sağlıklı olarak hamilelik geçirdiğini ve 5,5 aylık hamileyken dahi çalıştığını söylüyor.
    İyi hoş çalışmışta bu hanım kız! ne iş yapıyor?

    Günlük hayatta sıklıkla karşımıza çıkan yada bana oyle gelen bir durum vardır..Adam zengindir ve evde canı sıkılan karısının canı sıkılmasın ve sıkılan can da kendisine yansımasın diye kurulan işler vardır diye düşünürken Ebru Şallı ile ekranda göz göze geldik.

    24 Şubat 2009 Salı

    DAYAK ERKEKLERİN HAKKI!araştırmalar diyor...

    Bursa - Uludağ Üniversitesi (UÜ) Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazan Bilgel başkanlığında, Yrd. Doç. Dr. Alis Özçakır, Doç. Dr. Nuran Bayram, Dr. Nilüfer Ergin ve Dr. Kerem Selimoğlu tarafından, ''Eş dayağı konusunda Türk erkeklerinin tutumlarını'' belirlemek amacıyla yapılan araştırma kapsamında, bin 150 evli erkekle yüz yüze görüşülerek, anket formları dolduruldu.

    Erkeklerin eşlerine dayak atma konusundaki tutumlarını ve bu tutuma etki eden etmenleri incelemek için yapılan çalışmaya katılanların yüzde 29'unun, evlilik hayatları boyunca eşlerine en az bir kez dayak attıkları belirlenirken, erkeklerin yüzde 17.9'u eşlerini dövmenin kendileri için bir ''Hak'' olduğunu ifade etti.

    Çocukken dayak yiyen erkekler, eşlerini daha çok dövüyor

    Araştırmaya katılan erkeklerin yüzde 42.7'sinin çocukluk yıllarında dayak yedikleri anlaşılırken, o dönemde fiziksel şiddete maruz kalan erkeklerin, şiddetle karşı karşıya kalmamış hemcinslerine göre eşlerini daha fazla dövdükleri belirlendi.

    Hiç eğitim görmemiş kadınların, yüksek eğitim almış kadınlara göre daha fazla eş dayağına maruz kaldıklarını ortaya koyan araştırmada, ailedeki çocuk sayısı arttıkça kadının eş dayağına maruz kalma riskinin de aynı oranda yükseldiği, ayrıca kocanın alkol kullanması durumunda kadının dayakla karşılaşma ihtimalinin daha yükseğe çıktığı anlaşıldı.

    Araştırmaya katılan erkekler, ''Parasal'', ''Çocuklar'' ve ''İki tarafın aileleri''ni en çok tartışmaya yol açan faktörler olarak sıralarken, katılımcıların yüzde 67.3'ü bu tartışmaların uzlaşmayla, yüzde 13.9'u kendi kararları doğrultusunda, yüzde 8.8'i daha büyük tartışma ve çekişmeyle sonuçlandığını ifade ederken, yüzde 1.3'ü ise tartışmanın ardından eşini dövdüğünü belirtti.

    Evli her üç kadından biri dayak yiyor

    Araştırma sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Nazan Bilgel, erkeklerin eşlerini dövmelerinin önüne geçebilmek için mutlaka acil tedbirler alınması gerektiğini bildirdi. Prof.Dr. Bilgel, şöyle konuştu: ''Bunlar, tüm kız çocuklarının örgün eğitim içinde yer almalarının sağlanması, alkol bağımlıları için tedavi ve destek merkezlerinin kurulmasıdır. Alkol bağımlıları için tedavi ve destek merkezlerinin kurulması şart. Çünkü araştırmaya katılan erkeklerin beyanlarına göre, kendilerinin alkol kullanması tartışmalara neden olmakta ve bu tartışmalar erkeğin eşine dayak atmasıyla sonuçlanmaktadır. Ailede çocuğa yönelik fiziksel şiddeti önleyecek tedbirlerin alınması lazım, çünkü eşlerine dayak attıklarını söyleyen erkeklerin çoğu kendi çocukluklarında fiziksel şiddete maruz kalmışlar, yani dayak yemişlerdir. Şiddet, öğrenilen bir davranıştır ve bu öğrenme olayını ortadan kaldırabilmek için çocuklara yönelik şiddet yok edilmelidir. Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür. Bursa'da yaşayan evli her 3 kadından 1'i eşleri tarafından dövülmektedir. Yaklaşık olarak evli her 5 erkekten 1'i eşlerine dayak atmanın kendilerine verilmiş bir hak olduğunu beyan etmektedir. Çocukluğunda dayak yemiş olan her 3 erkekten biri eşini dövdüğünü belirtirken, çocukluğunda dayak yememiş olan erkeklerde bu oran azalmaktadır''

    Kaynak: Cumhuriyet


    TV. de bir VEDAT ÖZDEMİROĞLU


    Vedat Özdemiroğlu 'nun sunduğu “Türkçe Sözlü Hafif Komik”-'DEPO Komedi kulubü Kanal Türk'te Salı gecesi saat:00:30 da yayınlanıyor.Uykusuz okuyanlara duyurulur...

    Geçen bölümlerini izleyemediğim için program hakkında yorum yapamam ama Vedat Özdemiroğlu için her türlü izlenir.

    www.uykusuzdergi.com

    DEPROSYANA YAN ÇİZME PEŞİNDEYİM






    Sabahları erken saatte uyanmak oldum olası benim için eziyet olmuştur. Şöyle ifade edeyim, üniversite yıllarında özellikle sınav zamanları (diğer günler uyku pahasına derslere girmediğimin cook olmuştur) sabah erken kalkmamak için sabahladığımı cook bilirim.Eğer sabah derslerine girmişsen o dersi mutlaka geçmeliydim çünki ben bu ders için çook büyük fedakarlık yapıp sabahın körü uyanmıştım .O yüzdende çalışırken ki en büyük eziyetim sabahları uyanma kısmıydı.Sabah soğuk arabama biner işe giderken yoldan gecen insanların eşofmanlarını giyip yürüyüşe çıktıklarını görmek en büyük eziyetimdi.Kafamda senaryo hazırdı.OOO mis gibi yürüyüş sonra sıcacık eve gidip şöyle yayıla yayıla mükellef bir kahvaltı...Kısaca her sabah bu ruh haliyle işe gider ama işe varır varmaz cıkardım.Sabah uyanıp, o yataktan kalkıp, işe gidene kadar ki süreçim yıllar boyunca devam etti.Büyük ihtimallede hayatım boyunca bunu yaşayacağım.Hayalini kurduğum senaryoya kriz sebebiyle sahibim.Artık istediğim saatte uyanabilir,yürüyüşe cıkar,misler gibi uzun kahvaltılar yapar,çalışırken yapamadığım tüm kursları-gezileri gercekleştirir,okuyamadığım tüm kitapları okuyabilirdim.EEeee artık ara zamanlara birşey sıkıştırmak zorunda değildim,tüm zamanlar benimdi.İstediğimde bu değilmiydi?Hem iştende sıkılmış ,kendi isteğimle istifamı verecek olanda ben değilmiydim.Maalesef o da bendim , şuanda çalışmamaktan depresyona çelme atmaya calışan da benim.İşin özeti insanoğlu nankör.Ya da ben bi tuhafım...

    Çalışırken spora gider ve keşke çalışma saatlerim daha uygun olsada gidemediğim kurslara gitsem,hayatımda en sevdiğim şeylerden biri olan sinemayı bol bol izlesen,daha çok arkadaşlarımla görüşsem, öğle vakti şehir içinde bi kahve içsem özlemi ile çalışır dururdum.Şimdi bunları yapabilmek için herşey hazır ama ben hazır değilim.
    Galiba bünyeye çalışmamak yaramadı.Çalışma saatlerim yoğun olduğundan dolayı evle çok değil hiç alakam yoktu diyebilirim.Temizliği kadın yapıyor,ütüyü ütücü,yemekler pratik olarak hazırlanıyor sonuç olarak evde olması gereken hersey calışırkende gayet düzenli oluyordu.Şuan çalışmamış olmamın tek farkı evi temizleyen bayanı görmem,ütüye geleni tanımam,yemeklerin biraz daha düzenli olması dışında hiç bir artısı yok.Bırakın artısını sürekli kendimi temizlik yaparken bulmamda eksisi.
    İşten ayrıldığımdan beri spora gitmedim.Hiç bir kursa yazılmadım.Biri beni dürtmezsede evden dışarı çıkasım yok.Galiba elde imkanlar olmadığı zaman kurduğumuz hayaller gercek hayaller değil.

    EY MİNİK PANDİSPANYA SİLKELEN VE KENDİNE GEL!

    23 Şubat 2009 Pazartesi

    %100 DOĞAL , 100 TARİF



    Arzu Aygen & Ülfet Aygen tarafından hazırlanan BEYAZ UNSUZ ŞEKERSİZ HAMUR İŞLERİ kitabını tavsiye ederim.Mutlaka evinizde birbirine benzeyen birçok yemek kitabı vardır ama farklı bir alternatifin bulunması hiçte fena olmaz.Sağlıklı besleneyim ama hamur işlerindende vazgecemiyorum diyorsanız super bir kitap.Özellikle çoçukların vazgecilmesi olan kurabiyeleri bide bu yöntemle deneyinki bünyeye ne kadar az beyaz seker girse o kadar yarar.Neyse ben aldım okuyorum ve denemelerim hakkındada geri dönüşler iyi olduğu için buna güvenerek tavsiye sınıfıma bu kitabı ekledim.

    İçeriğinde kekler,pizzalar,kişler,ekmekler,kurabiyeler,poğaçalar,simitler vb. 100 tarif mevcut.

    2006 GOURMAND ödülünü almış.Türkçesi Türkiye'nin en iyi sağlık ve beslenme kitabı.

    Kitaptan size bir tarif,

    İNCİRLİ CEVİZLİ KEK

    Malzemeler(8 kişilik)

    -10 kuru ceviz

    -3 yumurta(akı-sarısı ayrılmış)

    -1 çay bardağı pekmez

    -100gr tereyağı-4 yemek kaşığı

    -1 çay bardağı süt

    -1 tatlı kaşığı tarçın

    -1 cay bardağı iri dövülmüş cevzi

    -1 tutam doğal kaya tuzu

    -1,5 su bardağı tam buğday unu

    Yapılışı

    * Fırınınızı 170 (turbo 150) derecede ısıtın

    * Yaklaşık 26 cm çapında tepsinizi hafifçe yağlatıp unlayın.İnciri üzerine çıkacak kadar suyla 5-10 dk.bekletin.Sudan süzüp küçükcük doğrayın,bir kenarda bekletin.

    * Yumurta sarıları,pekmez ve tereyağını geniş bir kabın içinde 5 dk. mikserle çırpın.Karışım yoğun bir kıvam almış ve tereyağı parçaları tamamen erimiş olacak.

    * Süt ve tarçını ilave edip karıştırın.Doğradığınız incirleri ve cevizi katıp tahta kaşıkla karıştırın.

    * Yumurta akını bir tutam tuzla sert kar haline gelinceye kadar çırpın.

    * Kar haline gelen yumurta akı ve unu dönüşümlü olarak incirli karışıma ekleyin,her eklemeden sonra tahta bir kaşıkla karışımı dikkatlice aşağıdan yukarıya doğru karıştırarak harmanlayın.Tüm malzemeleri birbirine yedirdikten sonra tepsinize dökün.Üzerini düzeltip sıcak fırının alttan ikinci katına yerleştirin.

    * Kekininizi 4o dakika kadar pişirin.Ortasına bastırdığınızda kürdan temiz olacaktır.

    Bu tarifi hazırlayanlar hakkında daha fazla bilgi isterseniz,okumaya devam...

    YAZARLAR HAKKINDA:

    Arzu Aygen
    12 yıldır gıda ve yayıncılık sektörlerinde çalışıyor. Aşçı, yemek danışmanı, yemek sitesi editörü, çevirmen, yemek stilisti gibi sıfatlarla devam ettiği iş yaşamının yanı sıra bol bol “gerçek” yemek pişirmeye devam ediyor.

    Ülfet Aygen
    34 yıldır ailesini birbirinden güzel yemeklerle besliyor. Açtığı börekler, hazırladığı mantılar, poğaçalar ve baklavalarla Bulgaristan göçmeni ailesinin yemek mirasını devam ettiriyor. Evinde pekmez, tarhana, salça yaparak köy hayatının güzelliklerini şehirde yaşatıyor.

    Anne kız daha önce otel ve cafelere erişte ve kek hazırladılar. Son ortak çalışmaları olan bu kitap, ikisinin de deneyimlerinden ve yaşamlarından izler taşıyor.

    PAZAR KAHVALTISI-BARBA



    Yağmurlu,kasvetli bir pazar gününe uyanan bendenizin ruh hali değişken olduğundan havalardan anında nem kapabiliyor.Bu nemde bünyeye 'oof içim sıkılıyoor!' şeklinde anında dönebiliyor.Eğer evden sabah cıkılmamışsa bütün gün 'OOff n'apsak acaba' larla saatler ilerken akşamın karanlığı üstümüze çökmüş oluveriyor.Böylelikle bi pazarı daha miskin Bekir modu ile bitirmiş oluyoruz.'Ey Türk silkelen ve kendine gel diyerek' kendimizi Barbaya attık.Maalesef bu atma işlemi,sanıldığı kadar kolay olmadı.Bazı zamanlar vardır,sürekli birşeyleri giyer-cıkartırsınız ve hiç bişey içinize sinmez ya işte o kadınsal durum bu sabah beni yakaladı ve çıkışımız benden dolaylı rötarlı ,kapıda bekleyen kahramanım için ise sinirli başladı.Sonunda kendimizi Barba'nın kollarına atabildik.Hava soğuk olduğundan içerisi ana sıcaklığıyla karşıladı bizi ve ya üşürsemle üstüme giydiklerimden kurtulabildim.

    BARBADAKİ KAHVALTI HAKKINDA YORUMLARIM

    Mekan aydınlık,masalar iç içe değil,ne çok kalabalık ne de bomboş,kahvaltı eşliğinde gazetenizi rahatça okuyabiliyorsunuz,mekanda uğultu yada sizi rahatsız edecek konuşma sesleri olmamazı bu hafta bizim şansımızdı,havalandırma iyi olduğundan sigara dumanı sizi rahatsız etmiyor,tabiki yazın bahçenin açılması ile bu kahvaltı mevzusu heryerde olduğu gibi buradada cok daha keyifli bi hale geldiği herhalde ortak fikirdir.Kahvaltı açıkbüfe değil masaya serpme -açık büfeyi tercih edenlerden olmadığımdan bu benim için artıydı.Ama masa açık büfeyi aratmayacak şekilde çeşitlendirilmişti.Ama peynir konusunda karşısında rakibi olan Anadolu Et Lokantası kadar iyi değildi.Yumurta türevleri isteğiniz üzerine masaya sıcak sıcak geliyor.Benim için en büyük artısı taze portakal suyu olması çünki genelde hazır meyve sularını önümüze koyuyorlar.

    Hizmet konusuna gelirsek; personel hem hızlı hem de güleryüzlü.

    Bir daha gidermiyim?
    EVET
    Tavsiye edermiyim?
    EVET

    Sadece pazar kahvaltısı olup,cumartesi dahil diğer günlerde kahvaltı hizmeti sunmuyorlar.(Bence bu olmamış)

    Bu kadar anlattın söle bakalım bu bize ne kadara maloluyor diyorsanız kişi başı 20 Ytl.

    20 Şubat 2009 Cuma

    İSTANBUL BEYEFENDİSİ

    Ferhan şensoy'un cenazede dediği gibi 'Ben istanbul çoçuğuyum', O ' İstanbul Beyefendisi'

    Bir istanbul beyefendisi gitti...

    Tiyatronun vergi borçlarını ödemek pahasına son ana kadar çalıştı.

    Türkiyedeki bazı insanların vergi borçlarını nasıl sildirdiğini unuttuğumuz bu zamanlarda 

    bir Gazanfer Özcan ..


    18 Şubat 2009 Çarşamba

    MUTLULUK ve KAHVALTI



    KAHVALTI

    Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
    Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı

    CEMAL SÜREYYA




    Cemal Süreyya'nın bu güzel şiiri üstüne insanın birşey söyleyesi gelmiyor.

    Aklıma yukarıdaki resmin çekildiği Sailors/Alaçatının harika kahvaltısı düşüveriyor.
    Sadece kahvaltısı için bile gidilebillir.
    Neyse mekan anlatımı başka bi yazıya,mevzudan sapmayalım.

    SONBAHAR'ı beklerken...



    Sonbaharın sinemalara gelmesini dört gözle bekleyenlerden biriydim.
    Daha nice filmi böyle bekleyip, caanım Bursa sinemalarına gelmeden sezondan kalktığını bildiğim için çokta ümitli olduğum söylenemezdi.Velhasılıkelam OOoo canım Bursa sinemaları beni şaşırtarak bu filmi vizyona soktu.Cinedrom-Altıparmakta oynadığını görünce ilk işim seanslarına bakmak oldu.Caanım Bursa sineması vizyona sokmuş sokmasına da sokmakla iyimi yaptım! modu içerisinde olduğu için seansları saat-11:00 ve 21:00 'la sınırlamış..Neyse insanoğlu nankör, filmi adamlar getirdi ama sana hala yaranamadı düşüncesinden derhal cıkıyorum ve saat-11:00 seansı için sinemanın yolunu tutuyorum.Gişedeki bayanın bakışından ''bu filmi gece rüyanda gördün herhalde '' dediğini hissederek biletime kavusuyorum.Biletimi yer gösteren kişiye vermenin ne kadar manasız bir sey olduğunu koca salonda 5 kişi olduğumuzu görünce anlıyorum. Cinedrom -Altıparmak 'ın ileriyi gören bi işletme olmasına taktir etmem gerekiyor ki , 5 kişi geleceğini tahmin ettiklerinden sağolsunlar! ısıtmayı hiç açmamışlar.Doğal olarak soğutma modundan cıkabilmek için üzerimdeki paltoma daha bi sarılarak filme başladım.


    Özetlemem gerekirse herseye değen bir film izledim.Müziğin evrensel olduğunu Gürcü ağıtında gözlerimin dolmasıyla bir kez daha anladım.

    İzlemediyseniz Dvd'den de olsa mutlaka izleyin,içinizdeki bir yerlere-bir şeylere dokunacağı kesin..

    Filmin konusunu zaten sinema sitelerinden bulabilirsiniz.Ben sadece bir kaç ayrıntı vereyim ve
    Özcan Alper'i takip edilecek yönetmenlere ekleyeyim.

    Notlar

    • Film Çamlıhemşin ve Hopa ve Kemalpaşa’da çekildi.
    • Çekimler yaklaşık 6 hafta sürdü...
    • Filmde Hemşince, Gürcüce ve Türkçe konuşuldu.
    • Sonbahar Ağıtı Kültür Bakanlığı tarafından ilk filmini çeken yönetmenler desteği almaya hak kazandı . Ayrıca Hopa belediyesi filmin yapılmasına büyük destek verdi.
    • Sonbahar Ağıtı’nın senaryosu Temmuz 2007 yılında Erivan Film festivali içinde yer alan “directors across borders”senaryo geliştirme forumuna seçildi. Ayrıca 18-22 Kasım arasında Selanik Film festivali bünyesinde yapılacak crossroads co-producer forumuna davet edildi.

    17 Şubat 2009 Salı

    GÜLDÜNYA şarkıları




    KADINLARA YÖNELİK ŞİDDET,
    YALNIZCA ONLARIN BEDENLERİNİ DEĞİL,
    HAYATLARINI DA YARALAR...



    ''GÜLDÜNYA şarkıları'', kadın sanatçıların ,
    kadınlar için söylediği şarkılardan oluşuyor.


    Türkiye'nin en önemli kadın sanatçılarının,kadınlar için , kadınlara yönelik şiddete karşı durmak için şarkı söyledikleri bu albümün satışından elde edilen tüm gelir 'AİLE İÇİ ŞİDDET ACİL YARDIM HATTI'(0-212-656 96 96) na aktarılacak.


    ''Ümit etmek, eli taşın altına koymak lazım...''

    diye düşünüyorsanız harika şarkılarla dolu bu CD' yi mutlak alın.


    Albümdeki Eserler:

    1. Koro / Kadınlar Vardır
    Söz & Müzik: Filiz Kerestecioğlu

    2. Sezen Aksu / Güldünya
    Söz & Müzik: Aylin Aslım

    3. Ajda Pekkan / Kadın Dediğin
    Söz & Müzik: Şehrazat

    4. Nazan Öncel / Leyla
    Söz & Müzik: Nazan Öncel

    5. Emel Müftüoğlu / Adım Kadın
    Söz & Müzik: Bora Ayanoğlu

    6. Aynur / Qumrike
    Söz & Müzik : Anonim

    7. Zuhal Olcay / Neyse
    Söz: Burcu Tatlıses Müzik: Febyo Taşel

    8. Aylın Aslım / Karar Verdim
    Söz & Müzik: Nilüfer

    9. Nilüfer / Sanane Kime Ne
    Söz: Ülkü Aker Müzik: Philippos Nikalaou

    10. Şebnem Ferah / Masum Değiliz
    Söz: Sezen Aksu, Meral Okay Müzik: Sezen Aksu

    11. Şevval Sam / Kibritçi Kız
    Söz & Müzik: Şevval Sam

    12. Rojin / Sil Baştan
    Söz & Müzik: Şebnem Ferah

    13. Ayten Alpman / Ve Tanri Aşkı Yarattı
    Söz: Fikret Şeneş Müzik: Burch- Grutchfield

    14. Funda Arar / Dünden Sonra Yarından Önce
    Söz: Zuhal Olcay Müzik: Onno Tunç

    16 Şubat 2009 Pazartesi

    MERHABA

    Merhaba,

    Günlük hayatımızda belkide en cok kulladığımız kelime olan merhaba farsça kökenli olup 'benden sana/size zarar gelmez' anlamını taşıyor.

    Türkiyedeki kadına yönelik şiddete karşı olduğumuzu sadece çevremize söylemekle kalmayalım ,bunun için birşeyler yapma zamanı artık gelmedi mi ?

    Sizde bu haykırışa imzalarınızla katılın...

    Kadına yönelik şiddeti belki siz yaşamıyorsunuz ama bunu çoçuklarınızın da yaşamayacağını kim garanti edebilir?